İlaç tedavisi hastaların toplam yaşam kalitesine çok düşük oranda etki edebilmektedir. Asıl yapılması gereken şey hastanın yaşam koşullarının hastalığın yaratacağı gereksinimlere göre düzenlenmesidir. 

Alzheimer ya da benzer hastalığı olan bir kişiye giderek küçülen bir çocuğun bakımından sorumluymuş gibi yaklaşmak bu planlamayı kolaylaştıracak. Burada kastedilen hastaya çocuk muamelesi yapmak değildir elbette. Ama nasıl bir bebek yeni doğduğunda beslenmesi, giydirilmesi, kucakta taşınması gerekiyorsa, sonra tek tek başını tutmayı, oturmayı, emeklemeyi, yürümeyi, kendi kendine yemeyi, konuşmayı, tuvaletini yapmayı, hijyeni öğreniyorsa ve bu süreçte değişen bir bakım desteği ile büyüyorsa, demanslı bir hasta da bağımsız yaşamı mümkün kılan işlevleri zaman içinde birer birer kaybetmektedir. Yaşamsal düzenlemelerin bu bilgi doğrultusunda yapılması herkes için hayatı kolaylaştıracaktır. 

Kabul edilmesi gereken birinci gerçek demanslı bir hastanın yalnız yaşayamayacağıdır. Nasıl bir ergen, bir çocuk, bir bebek yalnız yaşayamaz ise demanslı bir hasta da yalnız yaşayamaz. Erken demans dönemi fiziksel açıdan en çok ergenlik dönemine benzetilebilir ve birçok zihinsel süreç açısından normal olan hasta yapabildiklerine odaklanarak herşeyi yalnız başına yapmak isteyebilir; buna bir evde yalnız oturmak da dahildir, ama başa gelmeden öngörülemeyen bir sürü risk söz konusudur. Bunların en basitleri yemeği ocakta unutup yakmak, evin kapısını açık unutmak, anahtar kaybedip kapıda kalmak, para kaybetmek gibi görece kolay atlatılabilir risklerdir. Buna karşılık demanslı birinin araba kullanması ya da zihinsel güçlüğünün farkına varabilecek kötü niyetli insanların mağduru olması büyük risk teşkil edebilir. Değişen aile yapısı birçok yaşlıyı yalnız bırakmıştır.

Bazen hastalar yalnız olmayıp eşleri ile yaşıyor olabilirler. Benzer yaşta, çeşitli sağlık sorunlarına sahip bir eş de demanslı bir hastaya bakmakta zorlanacaktır. Burada ailevi ve toplumsal destek mekanizmalarının mutlaka devreye girmesi gereklidir. Her demanslı hastanın onun giderek artan sorumluluğunu taşıyabilecek bir bakıcıya, anne rolünü üstlenecek bir yetişkinin hayatında olmasına ihtiyacı vardır. Demanslı bir hasta tercihen ailesi ile yaşamalıdır, bu mümkün değilse kendi evinde profesyonel bir bakıcı ile ya da bu konuda uzman bir bakımevinde yaşaması diğer alternatiflerdir. Özellikle çocukları olmayan ya da çocukları uzakta yaşayan hastaların bakımı çok güç olmaktadır. 

İkinci sırada hastanın yaşam ortamının hastalığın yol açtığı gereksinimlere uydurulması gelir. Hastanın fiziksel ve sosyal hareketliliği korumak, zihinsel ve ruhsal sağlığına çok olumlu katkıda bulunacaktır. Fiziksel hareketlilik için hastaların gerekiyorsa baston, yürüteç ya da tekerlekli sandalye kullanması teşvik edilmelidir.  Daha ileri evrelerdeki hastalara hareketli koltuklar, hastane yatakları, yatalak hastalara ise yara açılmasını önleyecek özel yataklar gerekebilir. Tekerlekli sandalye ile hareket eden bir hastanın bile mümkün olduğunca açık havaya çıkarılması önemlidir. Hastanın aile üyeleri, komşular ve dostlar ile sosyalleşmesi sağlanmalıdır. Bütün gün televizyon karşısında oturan bir hastanın yarım saatliğine kahve içmeye uğrayan bir komşu ile zaman geçirmesi dahi hayatını zenginleştirecektir. Aile üyeleri çoğu zaman hastalığın yarattığı üzüntü ve bakımın zorluğu nedeniyle hastalarla nasıl zaman geçireceklerini bilemeyebilirler. Ama eski albümlere bakmak, birlikte şarkı söylemek, kitap okumak, yapılabiliyorsa tavla, iskambil gibi oyunlarla vakit geçirmek herkese çok iyi gelmektedir. 

Üçüncü sırada günün yapılandırılması gelir. Uyku ve yemek saatlerinin belli bir rutinde olması hastayı huzurlu kılacaktır. Aktivitelerin günün saatine göre planlaması gerekir. Gece iyi uyumuş bir hastanın sabah saatleri sakin ve huzurlu olacağı için fiziksel aktiviteye en uygun saatlerdir. Açık havada yapılabilecek geziler için de öğleden hemen önce en uygun zamandır. Gene ziyaretçiler için bu saatler uygundur. Öğle yemeğinden sonra kısa bir uyku ya da istirahat önerilir. Genellike demanslı hastaların çoğunda akşamüstü hava kararmak üzere iken bir huzursuzluk olur. Bu saatte hasta evinde kendini güvende hissettiği bir ortamda olmalıdır. Tercihen kalabalık ve yabancı bir ortamdan uzak durulmalıdır. Bu saatlerde sakin bir müzik, ya da hastaya huzur verdiği bilinen bir etkinlik yapılmalıdır. Hasta ajitasyon eğilimi gösterirse üstüne gidilmemeli, rahatlatılmalıdır, zorda kalınırsa doktoru ile görüşülerek sakinleştirici ilaçlara da başvurulabilir. Hastanın akşamüstü uyuması mümkün olduğunca önlenmelidir, çünkü bu gece geç uyumaya ve gece gündüz ritminin terse dönmesine yol açabilmektedir. Hastaların her gün bir fiziksel aktiviteye ve sosyal bir etkileşime mutlaka ihtiyacı vardır.

Dördüncü sırada genel sağlık takibi konusu gelmektedir.  Yaşlı insanların genellikle birden fazla hastalığı olmaktadır. Hipertansiyon, şeker hastalığı gibi hastalıklar diet ve düzenli ilaç kullanımı ile kontrol altında tutulabilen hastalıklardır. Tiroid hastalıkları gibi kronik hastalıklar tedaviye çok iyi cevap verirler. Herkes gibi yaşlı hastalar da mevsimsel grip ya da diare gibi hastalıklara açıktır. Ancak demanslı hastalar özellikle hareketsizlik ve yutma güçlüğü nedeniyle zatüre gibi daha ciddi hastalıklara, yapısal sorunlar nedeniyle idrar yolları enfeksiyonlarına, yatalak hastalar ise yatak yaralarına çok açıktırlar. Gene hareket güçlüğü ve ilerleyici nörolojik sorunlar nedeniyle düşme riski ve kalça kırıkları çok sık görülür. Bütün bunlarla ilgili sorun olmadan tedbir alınması çok önemlidir. Her hastanın onu tanıyan bir doktoru olmalı ve belli aralıklarla risk değerlendirmeleri yapılmalıdır. Düşme riski yüksek hastalarda destek sağlamak, ezbere antibiotik vermemek, yatarak yedirmemek gibi çok basit tedbirler hayat kurtarıcı olabilmektedir.

Beşinci sırada hukuksal ve mali tedbirler ele alıncaktır.Yetişkin bir insanın bakım ihtiyaçları, beslenmesi, güvenli bir evde yaşaması, hijyen koşullarının sağlanması ile sınırlı değildir. Bu kişinin mali konularda güvenliğinin sağlanması da gereklidir. Herşeyden önce sağlıktan yoksun bir yaşlılık dönemi ekonomik yükü en fazla olan yaşam dönemidir. Demanslı hastanın kendi bakım ihtiyaçların alıştığı standardlarda sürdürülebilmesi için mali güvenliğinin sağlanması ve kontrol altında tutulması gereklidir. Hastanın bakımından sorumlu olan aile fertlerinin sıklıkla düştükleri tuzak para konularını konuşmaktan çekinmeleri ve bu konuyu çok geç olana kadar ertelemeleridir. Bu nedenle bankada var zannedilen birikimlerin sonra bulunamadığı ve hastanın kendi gereksinimleri için mali sıkıntılar yaşandığı hiç nadir değildir. Doğru olan yaşlanmakta olan kimselerin sağlıklı iken mali konularda hazırlanması, ortak hesap açmak, vekil tayin etmek, aile üyelerine finansal tercihlerle ilgili tavsiyeleri bildirmek gibi konulara dikkat etmesidir. Bu konuda bir hazırlığı olmayan demans hastalarının aileleri kendi hastalarının mali durumuna göre bir hukukçuya danışmalı ve geç kalmadan hastalarının mali güvenliği için tedbir almalıdırlar. Yaşlı ve demanslı hastaların en suistimale açık oldukları konu mali konulardır.