ALZHEIMER ve Annemle Yeniden Tanışmak
Anneme bundan bir süre önce Alzheimer teşhisi konulduğunda hasta yakını olarak beni ve kardeşimi pek çok şey zorladı kuşkusuz. Annem eskilerin deyimi ile bir “kitap kurdu,” 20 yıllık avukatlık yaşamına ek olarak sivil toplum kuruluşlarında gönüllü etkinliklerde bulunmuş, birkaç yıl belediye başkanlığı yapmış, babamın 1991’deki ölümünden sonra da tek başına yaşamını sürdüren, seyahat eden, mutlu, çevresi ve evlatları ile çok olumlu ilişkileri olan bir insan oldu hep. 2003 yılında, kendisi 80 yaşına geldiği sıralarda Alzheimer teşhisi kondu. Küçük unutkanlıklar fazlaca tekrarlanmaya başlamıştı ki kendisi bunu dile getirerek bir doktora gitmek istediğini söyledi. Düzenli kontrollerde gitgide belirginleşti tablo: tanı konulması aşamasında uygulanan standart testlerden birinde sorulan “hangi yıldayız?”, “şu anda hangi semtteyiz?” ya da “binanın kaçıncı katındayız?” gibi nesnel soruları yanıtlayamaması beni oldukça üzmüştü, hatırlıyorum. Ama “kaç çocuğunuz var?” gibi çok özel ve annemin bana ya da kardeşime ilişkin hatırlayamamasını hayal dahi edemeyeceğim şeyleri unuttuğunu fark ettiğimizde gözlerimin dolduğunu doktordan ve annemden gizlemek için nereye bakacağımı bilemediğimi, 45 yaşındaki erkek kardeşimin ise dayanamayıp hızla odadan çıktığını hatırlıyorum…
Ancak hastalığın hafızaya dokunan boyutu en kolay alışılan yanıymış diye düşünüyorum şimdilerde… Annemin hafızasının yanı sıra muhakemesinin de yok olması beni daha da yaraladı. Çünkü tanıdığım, güvendiğim, saygı duyup sırtımı dayadığım, fikirlerine başvurmayı doğal bulduğum, dert ortağı ve akıl hocam bildiğim biri, yavaş yavaş olayları değerlendiremeyen, söylediklerimi anlayamayan, insanları ve kavramları karıştırıp basite indirgeyerek hep aynı sözcüklerle aynı tepkileri veren birine dönüştü. Tanıdığım annem değil artık o; hala çok sıcak ve sevecen, yumuşak ve bana, aileme karşı sevgi dolu. Ben de onu çok seviyorum ama artık başka biri olarak. Onunla yeni hali ile iletişim kurabilmek, hepimizin öğrenmesi gereken bir süreç oldu: ilgilendiği konularda ve anlayabileceği kadar dolambaçsız ve doğrudan, kısa anlatmak gerekiyor bir şeyleri. Ondan gelen tepkileri de aynı şekilde değişik standart öykü ve/ya metinlerin bir kolajı olarak düşünürsem daha iyi anlıyorum. Annemin okuduğu yüzlerce hatta binlerce kitap, meslek yaşamı boyunca yaşadığı yüzlerce ilginç öykü, tanıdığı binlerce insandan geride kalan belki on olay, öykü ya da kişi var dağarcığında artık. Bunları, değişik zamanlarda bize yepyeni olaylarmış gibi tekrar tekrar, coşkuyla ve zaman, mekan, kişi ilişkilerini tamamen göz ardı ederek, birbirleriyle katıp karıştırarak anlatıyor. Bunu belki günlerce, haftalarca yapıyor ama sonra tamamen dağarcığından çıkıyor bu olay ya da kişiler…
Annemi bu haliyle tanımak, anlamak ve onunla ilişki kurmak benim de orta yaşımda yeni, zor ve kendimi de tanımama çok katkısı olan bir deneyim oldu, olmakta. Hastalık ilerledikçe ve değişik aşamalara geçtikçe ben de yeni koşullara, yeni anneme, yeni annemle ilişki kurmak için kendi beceri ve yeteneklerime doğru bir yolculuk yaşar gibiyim. Bundan keyif aldığımı, mutlu olduğumu söylemek doğru olmaz. Ama sevgili doktorumuzun dikkatli gözetiminde annemi her şeye rağmen “mutlu”, bedensel yaşam kalitesini olabildiği kadar yüksek tuttuğumuz sürece ben de kendimle barışık olarak bu süreci yaşamayı öğrenmeye çabalıyorum. Hastanız için tıbbi olarak yapılacak her şeyi yaptığınıza emin olduktan sonra, zaten çok kırılgan olan bu yaşamı huzurlu ve mutlu geçirmesini sağlayabildiğinizi hissettiğinizde duyacağınız mutluluk ya da yetinme gene de azımsanacak bir şey değil kanısındayım…
Deniz Tarba Ceylan
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Anneme bundan bir süre önce Alzheimer teşhisi konulduğunda hasta yakını olarak beni ve kardeşimi pek çok şey zorladı kuşkusuz. Annem eskilerin deyimi ile bir “kitap kurdu,” 20 yıllık avukatlık yaşamına ek olarak sivil toplum kuruluşlarında gönüllü etkinliklerde bulunmuş, birkaç yıl belediye başkanlığı yapmış, babamın 1991’deki ölümünden sonra da tek başına yaşamını sürdüren, seyahat eden, mutlu, çevresi ve evlatları ile çok olumlu ilişkileri olan bir insan oldu hep. 2003 yılında, kendisi 80 yaşına geldiği sıralarda Alzheimer teşhisi kondu. Küçük unutkanlıklar fazlaca tekrarlanmaya başlamıştı ki kendisi bunu dile getirerek bir doktora gitmek istediğini söyledi. Düzenli kontrollerde gitgide belirginleşti tablo: tanı konulması aşamasında uygulanan standart testlerden birinde sorulan “hangi yıldayız?”, “şu anda hangi semtteyiz?” ya da “binanın kaçıncı katındayız?” gibi nesnel soruları yanıtlayamaması beni oldukça üzmüştü, hatırlıyorum. Ama “kaç çocuğunuz var?” gibi çok özel ve annemin bana ya da kardeşime ilişkin hatırlayamamasını hayal dahi edemeyeceğim şeyleri unuttuğunu fark ettiğimizde gözlerimin dolduğunu doktordan ve annemden gizlemek için nereye bakacağımı bilemediğimi, 45 yaşındaki erkek kardeşimin ise dayanamayıp hızla odadan çıktığını hatırlıyorum…
Ancak hastalığın hafızaya dokunan boyutu en kolay alışılan yanıymış diye düşünüyorum şimdilerde… Annemin hafızasının yanı sıra muhakemesinin de yok olması beni daha da yaraladı. Çünkü tanıdığım, güvendiğim, saygı duyup sırtımı dayadığım, fikirlerine başvurmayı doğal bulduğum, dert ortağı ve akıl hocam bildiğim biri, yavaş yavaş olayları değerlendiremeyen, söylediklerimi anlayamayan, insanları ve kavramları karıştırıp basite indirgeyerek hep aynı sözcüklerle aynı tepkileri veren birine dönüştü. Tanıdığım annem değil artık o; hala çok sıcak ve sevecen, yumuşak ve bana, aileme karşı sevgi dolu. Ben de onu çok seviyorum ama artık başka biri olarak. Onunla yeni hali ile iletişim kurabilmek, hepimizin öğrenmesi gereken bir süreç oldu: ilgilendiği konularda ve anlayabileceği kadar dolambaçsız ve doğrudan, kısa anlatmak gerekiyor bir şeyleri. Ondan gelen tepkileri de aynı şekilde değişik standart öykü ve/ya metinlerin bir kolajı olarak düşünürsem daha iyi anlıyorum. Annemin okuduğu yüzlerce hatta binlerce kitap, meslek yaşamı boyunca yaşadığı yüzlerce ilginç öykü, tanıdığı binlerce insandan geride kalan belki on olay, öykü ya da kişi var dağarcığında artık. Bunları, değişik zamanlarda bize yepyeni olaylarmış gibi tekrar tekrar, coşkuyla ve zaman, mekan, kişi ilişkilerini tamamen göz ardı ederek, birbirleriyle katıp karıştırarak anlatıyor. Bunu belki günlerce, haftalarca yapıyor ama sonra tamamen dağarcığından çıkıyor bu olay ya da kişiler…
Annemi bu haliyle tanımak, anlamak ve onunla ilişki kurmak benim de orta yaşımda yeni, zor ve kendimi de tanımama çok katkısı olan bir deneyim oldu, olmakta. Hastalık ilerledikçe ve değişik aşamalara geçtikçe ben de yeni koşullara, yeni anneme, yeni annemle ilişki kurmak için kendi beceri ve yeteneklerime doğru bir yolculuk yaşar gibiyim. Bundan keyif aldığımı, mutlu olduğumu söylemek doğru olmaz. Ama sevgili doktorumuzun dikkatli gözetiminde annemi her şeye rağmen “mutlu”, bedensel yaşam kalitesini olabildiği kadar yüksek tuttuğumuz sürece ben de kendimle barışık olarak bu süreci yaşamayı öğrenmeye çabalıyorum. Hastanız için tıbbi olarak yapılacak her şeyi yaptığınıza emin olduktan sonra, zaten çok kırılgan olan bu yaşamı huzurlu ve mutlu geçirmesini sağlayabildiğinizi hissettiğinizde duyacağınız mutluluk ya da yetinme gene de azımsanacak bir şey değil kanısındayım…
Deniz Tarba Ceylan
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir



Beyin Hakkında Merak Ettikleriniz için
Ben Alzheimer olursam bunları unutmayın
